Posterior Ansefaloseller
Dr. Nejat Akalan
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Nöroşirürji Anabilim dalı
Ankara
Tanımlar:
Cranium Bifidum (-occultum): Herhangi bir protrusyon göstermeyen orta
hat veya paramedian kalvaryal defektler.
Acrania: Kalvaryumu oluşturan kemiklerin yokluğu.
Ansefalosel: Kalvaryumu oluşturan kemiklerdeki defektlerden leptomeninkslerin,
beyin-omurilik sıvısının ve beyin dokusunun ekstrakranial herniasyonu.
Anensefali: Acrania ile birlikte beyin dokusunun yokluğu.
Exencephalus: Akrania yanısıra vasküler bir epitelle örtülü beyin dokusunun
önemli bir bölümünün protrusyonu.
Kranial meningosel: Cranium bifidum olarak adlandırılan kemik defektinden
sadece leptomeninkslerin ve beyin-omurilik sıvısının protrusyonu.
İniensefali: Oksipital ve üst servikal posterior arkus kemik defekti,
servikal retrofleksiyon ve defektten taşan serebral ve serebellar doku
ile karakterli, genellikle fatal anomali
Ansefalosel, kranial bir defektten intrakranial yapıların bir kese içinde
kranium dışına çıkması olarak tanımlanır. Sıklıkla frontal veya oksipital
orta hatta rastlanırlar. Nadir lokalizasyonlar bir yana bırakılırsa,
klinik ve tedavi prensipleri farklı olan anterior-frontal ve posterior-oksipital
olarak iki ana grupta incelenirler.
Embriyoloji:
Nöral tüp kapanma defektleri grubunda değerlendirilmekle birlikte, embriyogenezinde
aynı mekanizmalar sorumlu değildir. Myelomeningosellerin aksine, primer
nörülasyon sonrasında gelişen bir post-nörilasyon defekti olarak kabul
edilir. Kese içeriklerinin incelemesinde saptanan serebellar ya ad nadiren
rastlanan kortikal dokular, anterior nöroporun kapanmasından çok sonraki
evrelerde gelişirler.Bu nedenle ansefalosellerin nörülasyon süreci bittikten,
yani nöral tüp kapandıktan sonraki evreye ait bir malformasyon olması
gerekir. Bir çok hipotez içerisinde, 8 ile 12 haftalar arasında mezenşimal
orijinli bir gelişimsel bozukluk sonucu olması daha mantıklı bir açıklamadır.
Embriyolojik köken yanında Ansefaloseller, etnik, coğrafi ve cins ayırımı
özellikleriyle de diğer nöral tüp defektlerinden farklıdır.
İnsidans:
Myelomeningosellere oranla beş ila on misli daha az sıklıkta rastlanır.Prevelansı
5000- 10,000 canlı doğumda 1’dir. Oksipital yerleşimliler kızlarda biraz
daha sıktır. Batıda güneydoğu Asya’ya oranla oksipital/frontal oranı
daha fazladır. Batı yarımküresinde posterior yerleşimli ansefaloseller,
Güneydoğu Asya ülkelerinde ise anterior yerleşimli ansefaloseller daha
çok görülür.
Sınıflama:
Ansefaloseller, içlerinde barındırdıkları doku özelliklerine ve kalvaryum
üzerindeki yerleşim yerlerine göre sınıflandırılırlar. Posterior yerleşimlilerde
kese büyüklüğü, kese içerisinde nöral doku olup olmaması doku miktarı
prognoz için büyük önem taşırken, anterior yerleşimliler, nörolojik sekeli
çok nadir olan, hidrosefalinin çok az görüldüğü; buna mukabil kranio-fasial
kemik ve yumuşak doku anomalilerin çok sık olduğu grubu oluşturur.
Oksipital Ansefaloseller:
Bu tip ansefaloseller, doğumda oksipital bölgede, torkula altında veya
daha nadir olarak üzerindeki defektten başlayan, çoğunlukla intakt
cilt ile kaplı keseler olarak tanınırlar. Kranial defekt büyüklüğü;
çok ufak bir açıklıktan, üst servikal vertebra posterior arkuslarını
da içine alan büyük defektler şeklinde olabildiği gibi, kese içeriği
de sadece beyin-omurilik sıvısından tüm serebellar doku ve dördüncü
ventrikülü de içine alan büyük hacimde dokulardan oluşabilir. Prognozda;
özellikle nörolojik sekellerin derecesinde, kese büyüklüğü ve içeriği
yanında, oksipital ansefaloseller sıklıkla eşlik eden genetik sendromlar
ve beyin dokusuna ait gelişim bozuklukları önemli rol oynar.
Amaç, defekt dışına taşmış kese ve içeriğini ortadan kaldırmaktır. Hemen
daima kese doğumda intakt olup, gerekli tetkikler ve değerlendirme için
yeterli zaman mevcuttur. Kese lokalizasyonu, büyüklük ve içeriği, eşlik
eden anomaliler hem nörolojik durum hem de prognoz açısından önemlidir.
Supratorküler olanlar çoğunlukla küçük, displazik doku içerir. Büyük
keseler genellikle subtorküler ve üst servikal vertebraları da içine
alan defektlerden çıkar. Defekt çapı ve kese büyüklüğü arttıkça içerdiği
doku miktarı ve beyin sapına ait nörolojik disfonksiyon olasılığı artar.
Anterior yerleşimli ansefalosellerin aksine, özellikle büyük ve fazla
doku içeren ansefalosellerde tedavi planı, myelodisplazili çocuklardaki
etik ve vicdani kurallara uygun olmalı, ailenin prognoz hakkında ayrıntılı
bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Edinilen tecrübeler, prognoz ne olursa
olsun cerrahi olarak lezyonun ortadan kaldırılması yönündedir. Tedavi
edilmemiş olgularda:
· Kese ailenin bebeğe yaklaşımını, beslenme ve pozisyonunu olumsuz etkiler.
· Zaman içerisinde keseler büyüyebilir.
· Kese duvarını oluşturan duranın gerilmesi ağrı yapabilir(?).
· Hidrosefalinin artması nörolojik tabloyu daha da geriletir.
Cerrahi tedavi:
Bebek anestezisinde tecrübeli, yeterli ekipmana sahip merkezlerde mortalite
ve morbidite doğal olarak daha azdır. Yenidoğan respiratörü, yenidoğana
uygun anestezi cihazı, ısıtıcı, ısı probu, kan basıncı, nabız ve EKG
monitörizasyonu, pulse-oksimetre standart olmalıdır.
Atnalı başlıkta prone pozisyonu en uygun pozisyondur. Endotrakeal tüp
tesbiti önemlidir. Büyük keselerde, cilt temizliğinde genellikle önceden
yıkanmış ve keseyi tesbit edecek ikinci bir kişiye ihtiyaç vardır. İnsizyon
horizontal olarak kese boynuna yakın yapılabilir, spinal formlara nazaran
çok daha kolay kapanır. Başlangıçtan itibaren en büyük riskler hipotermi
ve hipotansiyon, hemostaza özellikle dikkat edilmelidir.
Boyun tüm defekt çevresinde ortaya konduktan sonra (bu evrede keseyi
yırtmak, kapamada ciddi sorunlara yol açabilir) kese tepesinden açılıp
kapsamı ortaya konur. Kese içeriğini makroskopik olarak değerlendirmek
ve displazik-fonksiyonel ayrımını yapmak bu aşamada mümkün değil, pre-op
MR bu yönden en güvenilir tetkiktir. Mevcut doku, pre-op plana uygun,
hemostaza ve boyna traksiyon yapmamaya dikkat edilerek eksize edilir.
Özellikle kese boynu ve venöz sinüslerin ilişkisi önceden bilinmelidir.
Serebral lobların veya dördüncü ventrikülle birlikte beyin sapının kese
içerisine itildiği olgularda, mutlak olarak defekt seviyesine inmek gerekmez,
keseyi belirli oranda küçültmek ağır morbidite riskini azaltır. Beyin-omurilik
sıvısı sızdırmayacak şekilde dura kapatılmasından sonra, cildi kapatmak
nadiren sorun çıkarır.
Komplikasyonlar:
Cerrahi sırasında hipotermi, kanama, beyin sapına traksiyon ve fonksiyonel
nöral doku eksizyonu postoperatif morbiditeden sorumlu faktörlerdir.
Özellikle yenidoğanda postoperatif dönemde ekstübasyon sorunu olabilir.
Bir süre ventilatör gereksinimi ortaya çıkabilir.
Erken postoperatif dönemde en önemli komplikasyonlar ise enfeksiyon
ve hidrosefalidir.
Prognoz:
Lokalizasyon, kese büyüklük ve içeriği, mikrosefali, hidrosefali ve
eşlik eden anomaliler hem doğum sonrası nörolojik tablo hem de cerrahi
sonrası uzun dönem prognoz ile yakından ilgilidir. Sıklık olarak spinal
nöral kapanma defektlerinden daha nadir; embriyolojisi, prognostik faktörler
ve uzun dönem takip sonuçları ile ilgili yayın çok azdır.
Supra-torküler yerleşimli, sadece sıvı veya küçük displazik nodul içeren
olgularda bile normal nörolojik ve mental gelişim şansı %60-80, ek migrasyon
anomalisi (heterotopi, pakigri, korpus kallozum agenezisi…) şansı %20,
post-op hidrosefali şansı %30’dur. Ek anomali ve hidrosefali varlığında
normal psikomotor gelişim şansı %50 altına iner.
Sub-torküler yerleşimlilerde, displazik doku küçük, ek anomaliler yoksa
bile normal motor gelişime rağmen yaşıtlarına uygun mental gelişim şansı
%30’u geçmez. Beyin sapında değişik oranda traksiyon ya da yapısal bozukluk
tesbit edilenlerde tedavi ne olursa olsun normal psikomotor gelişim şansı
yoktur. Kese büyüklüğü, kese içi doku miktarı ve eşlik eden anomaliler
ise mental retardasyonun derecesi yanısıra nöral gelişim bozukluğunun
oranını belirler.
Tüm oksipital ansefaloseller gözönüne alındığında bildirilen oranlara
göre tüm olguların sadece %14-18’i normal, kalanı değişen oranlarda mental
ve motor gelişim geriliği gösterir.
Özet:
· Nöral tüp defektlerine göre masum görünmesine rağmen oksipital ansefaloseller
eşlik eden anomalilerin sıklığı gözönüne alındığında sonuçlar yönünden
yüz güldürücü değil.
· Normal nörolojik muayene bulguları ile bile doğmuş olsa, ailenin (özellikle
pre-natal tanı alanlarda) motor ve mental gelişim prognozu açısından
bilgilendirilmesi gerekir.
· Lezyonun radyolojik olarak MR ile tetkiki hem prognozu tayinde hem
de cerrahi planlamada şart.Eşlik eden anomalilere ve sendromlara dikkat.
· Cerrahi komplike değil Komplike olan, standart nöroşirürji yaklaşımlarına
yeterli olabilecek anestezi olanaklarının bu olgularda yeterli olmaması.
Yenidoğan anestezisi, per-op monitörizasyon, post-operatif takip ve respiratör
olmaksızın cerrahi yaklaşım mortalite ve morbiditede cerrahiden daha
etkili.
Tavsiye edilen kaynaklar
Humphreys RP: Encephalocele and dermal sinuses, in Cheek WR, Marlin AE,
McLone DG, Reigel DH, Walker ML (ed.s) Pediatric Neurosurgery. Philadelphia:
W.B. Saunders, 1994, pp 96-101
Matson DD: Neurosurgery of infancy and childhood. Charles C Thomas (ed),
2nd ed. Springfield IL: 1969, pp 61-75,96-99
Muraszko KM: Encephaloceles, in Wilkins RH, Rengachary SS (ed.s) Neurosurgery.
Internaional Edition, USA: McGraw-Hill, 1996,vol 3, pp 3573-3579
Yokota A, Matsukado Y, Fuwa I, et al. Anterior basal encephalocele of
the neonatal and infantile period. Neurosurgery 19:468-478, 1986
Comninos S, Moutsouris C, Tsingoglou S: Operative problems in encephalocele.
Mod Probl Paediatr 18:247-249, 1976
|