Kraniumun Embriyolojik Gelişmesi
Doç. Dr. Yusuf TÜZÜN
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi
Nöroşirurji Ana Bilim Dalı
Pediatrik Nöroşirurji Bilim Dalı Öğretim Üyesi
Erzurum
Kraniosinostozla ilişkili olarak kraniumun embriyolojik ve erken postnatal
gelişimine baktığımızda bir çok konjenital hastalıkta olduğu gibi yine
işe ektoderm, mesoderm ve nöral krest ile başlıyoruz. Kranial ve servikal
bögedeki yüzeyel (surface) ektoderm örtüsünü kaldırdığımızda altta “gevşek
organize hücre topluluğu” şeklindeki mezenşimal doku ile karşılaşırız.
Yüzey ektoderminin hemen altındaki bu mezenşim dokusunun büyük kısmı
nöral krest hücrelerinden orijinlenir. Küçük bir kısmı ise mesodermal
hücreden orijin alır. Keza fasial bölgede nöral krest hücreleri dişlerin
mine kısmı hariç tüm iskelet ve konnektif doku kompartmanlarının tümüne
katkı sağlar. Özetle kranial ve fasial iskeletin formasyonunun büyük
kısmı nöral krest hücreleri geri kalanı mesodermal hücrelerce sağlanır.
İntrauterin dönemde kemikleşme ikinci ayın sonlarında başlar. Kranial
kubbede membranöz ossifikasyon (kıkırdaklaşma olmadan) kranial kaidede
ise enkondral ossifikasyon tarzındadır. Kranial kubbeyi saran kemikler
embriyonik beyini sarmalayan fibröz desmocraniumun (nöral krest ve mesoderm
hücrelerinin oluşturduğu) içindeki multipl ossifikasyon merkezlerinden
orijinlerini alırlar. Gelişmekte olan beyin hacmini büyütürken kalvarial
kemiklerde genişlemeye büyümeye başlarlar. Neticede, kranial kemiklerin
komşu kenarları birbirine iyice yaklaşır ve sütüral morfogenesis başlar.
Fibröz desmokranium dış ektoperiostal tabaka ve iç dural tabaka içinde
yer alır, fakat bu tabakalar kranial kemiklerin kenarlarını asla çevrelemez.
Her bir kranial kemiğin kenar kısımlarında üç ayrı morfolojik zon gelişir.
En dışta differansiasyona giden bir hücre zonu, ortada osteid birikiminin
olduğu zon ve en içte mineralize zon bulunur. Kalvarium şekil ve hacim
olarak değişirken, her bir sutura sürekli kemik depozisyonu (yıkım) ve
rezorbsiyonunun meydana geldiği bir yer haline gelir. Yani suturalar
bir birleriyle kaynaşmamak için adeta bir önler geliştirmiştir. Genişleyen,
büyüyen bir beyinde suturaların birbirinden uzaklaşmasına ve sutural
kemik kenarları boyunca osteid tabakanın depozisyonunun kolaylaşmasına
yardımcı olur. Bu osteid doku mineralize olur ve kemikleşmeye döner.
Beyin dokusu büyüyüp hacmini arttırdıkça kalvarial kemiklerde kenarları
boyunca büyümeye ve yukarıda belirtilen işlemler sürekli tekrarlamaya
devam eder. (depozisyon ve rezorbsiyon).
Kranial kubbe suturaları doğum anında bebeğin doğum kanalından çıkarken
kemiklerin esnemesine imkan verecek şekilde birbirinden ayrıktır (kaynamamıştır).
Doğumdan sonrada suturalarda depozisyon ve rezorpsiyon işlemi büyümekte
olan beyine yer açacak, yer sağlayacak şekilde devam eder. Kranial kubbe
suturaları arasında normal kapanma zamanı kişiden kişiye farklılık gösterebilir.
Metopik sutur ve kısmen sagittal sütur genellikle yaşamın birinci yılında
spontan olarak kapanır. Bazı kişilerde metopik sutura erişkin yaşa kadar
açık da kalabilir. İnsan beyni erişkin hacminin % 90 kadarına 3 yaşın
sonunda ulaşmasına rağmen, sagittal sütur, koronal ve lamdoid suturalar
40 yaşlarına kadar tümüyle kapanmayabilir. Squamoz, oksipitomastoid ve
sfenotemporal suturalar ise 70 yaşlarına kadar kısmen açık kalabilir.
Suturalarda normal kemik formasyonunun mekanizmasını anlamak için bir
çok çalışmalar yapıldı. Suturaların normal büyüme oranları ve büyümenin
meydana geldiği lokalizasyonu tespit edebilmek için metalik implantlar,
boyalar ve otoradyografi yöntemleri kullanıldı. Bu çalışmaların sonuçları,
sütur kenarlarındaki kemik depozisyonunun (diğer anlamda büyümenin )
kranial kemiklerin büyüme anındaki deplasmanına sekonder bir cevap olarak
geliştiğini gösterdi. Aslında sutural bölgelerin kemik büyümesinde primer
görev yaptığı düşünülürse de sutural kenarların büyüme sırasında adaptasyon
yerleri olduğu yani diğer yumuşak dokuların ( beyin, orbital muhteva,
nasal septum veya çiğneme kaslarının) expansiyonunun sutural kemik kenarlarında
deposisyonu arttırdığı defalarca gösterilmiştir.
Tek bir kranial suturanın prematüre füzyonu skull’de büyük deformitelerin
oluşumuna yol açabilir. Bir suturanın prematüre füzyonundan sonra, kubbenin
büyümesi, etkilenen suturaya dikey doğrulturda bir büyüme defektine sebep
olur. Bu durum genişleyen beyin kitlesine uyum sağlıyabilmek için diğer
açık suturaların etkisiyle kraniumun kompansatuar over expansiyonuna
yol açar. Bu kompansatuar büyüme sadece kavariumla sınırlı kalmaz, kraniofasial
kompleksin diğer bölgelerini içerir.
Prematüre sutural füzyondan sonra skull’deki büyüme ilk olarak 1851’de
Virchow tarafından tanımlandı. Onun gözlemlerine göre füzyona uğramış
suturaya dikey planda büyümede bir kısıtlama (azalma) oluyordu. Fakat
kraniosinositoz sendromlarında gözlenen kompansatuar büyüme paterni hakkında
yeteri kadar kabul edilebilir bir açıklama yapamadı. Delashaw, Persing
ve John Jane 1989’da kraniosinositozda meydan gelen kranial deformitelerin
mekanizmasını kompansatuar büyüme paternini de içine alacak şekilde izah
ettiler. Onlara göre birbirine bağlı 4 kural kraniosinositozdaki deformiteleri
ortaya çıkarıyordu.
Sutural kaynama sonrası ortaya çıkan kemik tek bir kemik plato oluşturur
ve bu kemik platonun büyüme kapasitesi düşüktür. (örn:tek taraflı koronal
sutura füzyonunda o tarafın parietal ve frontal kemiği tek bir frontoparietal
kemik oluşturur ve bu frontoparyatal kemik düşük büyüme kapasitesine
sahiptir.)
Bu kemik platonun etrafında yer alan suturalarda asimetrik kemik depozisyonu
meydan gelir. Yani kemik platonun kemarlarında düşük, komşu kemiklerin
kenarında artmış kemik depozisyonu vardır.
Stenotik suturaya komşu perimeter suturalardaki kompansasyon uzakta kalan
perimeter suturalara göre daha fazladır.
Füzyona uğramış suturanın perimeter suturası olmasa da onunla aynı doğrultuda
uzanım gösteren suturanın her iki kenarında simetrik bir kemik depozisyonu
(büyüme) meydana gelir. ( örn: sagittal sütur sinostozunda metopik sutura
perimeter sütur değildir, fakat sagittal suturanın doğrultusunda uzanım
gösterdiği için metopik suturanın her iki kenarında depozisyon görülür
ve böylece frontal kemikte büyüme gözlenir.
Kraniosinostozis primer veya sekonder olarak gelişebilir. Sekonder olarak
bilinenler; teratojenler, metabolik hastalıklar, hematolojik hastalıklar
veya malformasyonlara bağlı olarak gelişen kraniosinositozlardır. İster
primer ister sekonder olsun kraniosinositozlar hem etiyolojik bakımdan
hemde fizyopatolojik bakımdan heterojenite gösterirler. Genotip olarak
kraniosinositozun ortaya çıktığı bir durumda farklı etiyolojik faktörler
( A,B,C, örn: otosomal dominant bir gen veya hipertiroidizm veya mikrosefali
), farklı mekanizmalarla (farklı fizyopatolojik etkiyle) etkili olabilirler
( X,Y,Z; mezenkimal dokuda defekt, diğerinde, artmış osseoz maturasyon,
son olarak suturalarda büyümeyi tetikleyebilecek stresin olmaması).
Yukarıda belirtildiği üzere kraniosinositozun etiyolojisi heterojenite
gösterebildiği gibi bazı örneklerde farklı etiyolojik faktörlerin aynı
fizyopatolojik mekanizmaya (X) yöneldiği de görülebilir. Örneğin mikrosefali
ve hidrosefalide düşük basınçlı şant kullanımı veya bunların her ikisinin
bir arada bulunduğu durumlarda fizyopatoloji aynı yol üzerinde işler.
Bazen de farklı etiyolojik faktörler aynı olmasa da bazen fizyopatolojik
mekanizmalarla (X, X1 ) kraniosinositoz alfa-L-iduronidaz eksikliği veya
beta-glukurinidaz eksikliği nedeniyle farklı etiyolojilerle fakat benzer
fizyopatolojiye bağlı olarak gelişebilir.
.......ETİOLOJİ....................... PATOGENEZ ...........................FENOTİP
.


|